Kayıtlar

Bu gidişler nereye?

Resim
Yerlisi olmadığım şehirdeyim.. Sanırım hep eğreti duracağım Süreya. İçimde bağ bozumları mı başladı yine.. Bilmiyorum. Bakıyorum Süreya bir düşümlük bu dünyaya. Bakıyorum nereye gidiyor bu yabancılar, nereye gidiyorum ben Süreya. Vazgeçmişim, vazgeçtiğimin farkında bile olmadan! Sıyrılıp gitmişim kabuğumdan. Özlediğim şeyler eksiliyor yavaş yavaş.. Koparıyorum çiçekleri bahçemden. Güzelce katladım elimde kalanları. Ortalık sakin Süreya..Çok sessiz hem de. Bazen sıkılıyorum bu dinginlikten. Kafamı çıkarıyorum dua ediyorum fırtına kopsun diye.. Sonra oturuyorum eski fotoğraflara bakıyorum. Klasik şeyler işte.Gitmek istiyorum bu aralar.. Açıp dünya haritasını bir yer belirlemek istiyorum mesela.. Üzerinde imkansız kuşların uçmadığı bir ülke istiyorum Süreya. Hani masalların da mutlu bittiği ülkeler var ya! Kahrolasıca o ülkelerin bir izdüşümlük yerine bile razıyım.  Yeni alfabe bulmalı ve yeni bir defter. Belki de anlaşılmak için uğraşırken bu kadar anlaşılmaz olduk. Gitmeli Süreya gitm…

Rağmen,,

Resim
Göz kapaklarım saklıyor kaldırımların yükünü..
Dolu dolu geliyor köşe başları..
Ardında boş tenekeler taşıyor kediler.
Hesabı yarım kalmış gibi akşamların.
Toprak kokusu iniyor ciğerlerimin arka odalarına.
Kurutuyor günahlarımı yağmur!
Atlaslar kadar firarım.
Hep hicret edenlerin tozları değen tenime.
Yağmur yağıyor ve bu kez usulca eriyorum.
İniyorum derinliklerine,
Usulca sokuluyorum en mahremine.
Isıt beni.
Yoksa öksüz kalacak saç uçlarım.
Kırılacak hiç ummadığım yerler.
Bakma bana, dinleme beni...
Ben görmediğinim biraz, biraz duymadığın.
Velhasıl eksiğim biraz.
Rağmen, umut elimde.
Bak yağmur yağıyor.
Elimde uçurtma.
Küsmüş.
                                                                                                                               31.05.2015

Kıyamet kopuyor bir yerde!

Resim
Şimdi bütün olamayışların ve olmuşların sancısını taşıyorum nadasımda..
Vakitsiz hüzün bozumlarının savurduğu bir yerde, ruhuna teslim oldum rüzgarın..
Kulağım delik, gözlerim tuzlu belki de...
Dalgalar suskun.
Rüyalar küsmüş bana yine!
Olsun!
Saçlarımı artık annem öpmüyor.
Sessiz bir kıyamet kopuyor.
Sabahları kızarmış ekmek kokuları sarmıyor yüzyıllık evimizde!
Evim, evimiz o da çok uzak artık..
Uzaklığın içinde gebeyim.
Kendime, kendimden ötesine..
Şefkatle bakarken buluyorum sonra bir çocuğu karşımda.
Teslim oluyorum.
Görünenden ötesini görmek kalbi iki kat acı çektirmekmiş oysa..
Bak bir yerlerde kıyamet kopuyor yine..
Diri diri yanıyor kelimeler.
Derken akşam sefaları da açıyor.
Can veriyoruz sonra.
Sonra yine can veriyoruz..
Kıyamet kopuyor bir yerlerde.
Gölgeler savaşıyor durmaksızın bak.
Kanlar dökülüyor duvar arkalarında, yastık aralarında.
Oturup bir mindere sayıyorum yalnızlığın doksan dokuz halini..
Bükülüyorum.
Bak! Kıyamet kopuyor bir yerlerde.
Çiğneyip yutuyorum kızg…

Kalbimin En Doğusunda

Resim
Aşkın kanununu tahsil etmiştim kalbimin en doğusunda 
İçimde yağmur duasına çıkmış birkaç köy 
Birkaç köy sular altında. 
Kalbimin doğusu, 
Her resme güneş çizen bir çocuktu. 
Gam yükünün kervanları yürürdü dudaklarımda 
Kavruk ve çatlaktı dudaklarımın toprakları. 
Ölümün ötesinde bir köy vardı 
Orda, uzakta, kalbimin en doğusunda 
Şimdi bana yalnızca 
Dertli türkülere duyduğum karşılıksız aşk kaldı. 

Güzel beyaz bir tay doğururdu her sene hafızam 
Yorgundu oysa 
Durmadan, durmadan hatırlamaya koşmaktan. 

Kalbimin doğusunda bir yalan dünya vardı. 
Okyanusları mavi olmayan. 
Benim için hayat, 
Kalbi kalpazanlıktan kırk sene yatmış çıkmış bir adamdı. 
Geçmişim acıyor şimdi, yalnız benim değil 
Benim ülkemin geçmişi de acıyor mesela. 
Bilirdim oysa ilk badem ağaçları çiçek açar baharda. 
Bilirdim çiçek satan çingene kızlarını 
Onlar bütün şimdileri, bütün zamanlara 
Bir gül parasına satardı. 
Oğlan kıza bir gül alsa 
Bilirdim odur en kırmızı zaman. 
Adına aşk diyorlardı 
Kalbimin en doğusunda bir yalan dünya vardı…

Güvercin Telaşı

Resim
Yaşadıklarımdan hayal ettiklerimi çıkarttığımda
Geriye kocaman bir hayal kırıklığı kaldı.
Gerçi matematik oldum olası zayıf bende
ama konu bu değil şimdi..
Hayattan tamamen ümidimi kestiğim anlarda bile
şaşırmaktan alıkoyamadım kendimi
yavrusuna yiyecek götürmek için çırpınan serçeye.
Ya da her bozulduğunda yuvası
dehşetli bir tutkuyla aynı yere
çer çöp taşıyan güvercine.
Ne var dedim kendi kendime, ne var
Ne var da tutunmaya çalışıyorsunuz bu kadar
Bu rezil hayata?
Çıkamadım tabi işin içinden
ve serçelerle güvercinlere havale ettim bütün ontolojik kaygılarımı..
Rakı ya da Kafka ya da Xanax ya da Perec
hepsinde aradığım şey aynı aslında.
Usanmadan her defasında bozulan yuvasına
çer çöp taşıyan güvercinin
hevesidir yakalamaya çalıştığım her neyse..
Benden geçen şeylerin farkındayım elbette
İçimden geçenlerle ters orantılı hemen hepsi
Gölgesine sığındığım rakı şişesinin görkemi
Azalsa da o son lanet duble içildiğinde
gecenin son saatlerinde
İçinde serçeler ve güvercinler gezinen
laflar…
Resim
Sırra ermişti oysa uzaklığım..
Düşen bin parçayı kaldırmıştım aynada.
Uzak ve soğuk bir şehrin ortasına düşmüştüm yıllar sonra..
Kabul etmiştim. Onca yağmur hiç yağmamış gibi!
Çaresizliğin eliydi bu da!
Dinmiştim.
Çiçekli perdeler takmıştım güney duvarlarına.
Ilımıştım.
Sebepsiz yere direnmekten vazgeçip çiçeklere su vermeye başlamıştım.
Hissettiğim o yabancılığın tarifsiz sancısını kusuyordum artık sardunyalara.
Sonra her sabah şiirlerle hazırlamıştım kahvaltı masasını.
Çayla aramı da düzeltmiştim.
Her yudumunda ruhuma dokunan eller çoğalsa da ben en çok hasretin demini sevmiştim.
Kuzey rüzgarlarını özlüyordum lodoslarda. Yosun kokusundan uzakta nefes almaya başlamış ve hatta arka odalarda nikotine de alışmıştım.
Çok  mahzun kaldığım da olmuştu eski evin merdivenlerinde otururken gün batımlarında.  Yağmurlar yağmış ve dua etmeye başlamıştım.
Şemsiyem ters çevrilmişti.
Avuçlarıma kar yağmıştı ve hiç ısınmamıştı ayaklarım.
Tuğla soğukluğunda sabahlamaya başlamıştım...
Zihnimi kusmu…
Resim
seni düşündüm her adımda
kilometrelere yazdım hüznümü ,  tarifsiz kırgınlıklarımı ,  uğradığım şehirlere bulaştırdım seni ve bizi... kelimeler ulaşır mı bilmem sana, duyar mısın, öperken inanmazdın ...  yazsam anlar mısın bilmem?